Cesaret

Hangi doğum sancısız ya da acısızdır? Her başlangıç güçlü bir niyete bakar. Ve yaşarız o niyeti. Bazen özlemle bazen tüm sancılarıyla.. Deneyimlememiz gereken neyse onunla. Bu her zaman kolaylıkla olacak demek de değil.. Hayatımda ola ki ‘kolay’ı seçtiysem de beni güçlendirecek ne varsa karşıma o geldi.

Kendimle yüzleşmekten ne kadar kaçtıysam, ne kadar kendi etrafımda dönüp kendime dokunamadıysam aynı sınavları vermeye devam ettim. Büyüttüm, büyüttüm, süsledim, abarttım kafamda.. Endişeler ve vesveseleri gece yarısı öğünlerim haline getirdim ta ki onların beni yediğini farkedene kadar.

Ailem bana başarılar ve beceriler kodladı, kurguladı, o özgüvenle besledi bense hep yan yollarda oyalanmayı (onları mutlu etmeye çalışmayı) ya da yarım bırakmayı seçtim. Bir gün; devam ettirdiğim, inat ettiğim, direndiğim ne varsa yarım bıraktıklarım kadar tehlikeli olduğunu gördüm.

Her şey zamanını bekler ya o beklenen zaman geldiğinde de doğru hareketi yapmayı bekliyor. Doğru bir Duygu ile doğru duyguyla doğru yöne doğru hareketi..

Fotoğrafçının ışığı ve açıları vardır. Baktığını gören göz yoksa elinde bir araba fiyatı değerinde kamera da olsa çektiğin çöptür. Mevzu görmek ve yakalamaktır ve bazen de oluşturmak. Nasıl ki fotoğraf sadece an’ı dondurmak değildir; orada bir şeyleri kurgulayabilerek çekebilme özgürlüğüdür yaşam bundan kat be kat fazlasıdır.

Kendine bakmaya cesareti olanın

Her şeyi yapmaya cesareti olur.

Böyle insana genelde güvenmemeyi tercih ederiz. Aslında tam da böyle cesur yüreklere güvenmeli diye düşünüyorum. Güçsüzlüğü bilmeyen gücü bilemez. O her şeyi yapabilme cesareti; ilkel bir içgüdüden değil bilge ve sınanmış bir Ruhtan / Candan gelir. O yüzden kendi de niyeti de güçlüdür.

Kendini görmeyenler ise hep karşısındakini suçlar, yandaş toplar, tek başına sadece çığırtkanlık yapar. Bir – iki kere bu tutumu işlese de daha sonraki durumlarda yalnız kalır. İstenilmez. İdare edilen olur. Ama onlar bunu da anlayamaz. İdare edilirlerken yönettiklerini zanneden insanlar vardır. Oysa kendini görebilen/bilen her şeyi göre-bilir. Çünkü bizler her şeyden bir parçayızdır. Paramparçayız. Parça parçayız koca bir bütünün parçacıklarıyız..

Zaten tek ve kazık gibi bir parça değiliz ki. Candan içe – candan öteye canız. Parça kaybeder – parça kazanırız. Cesaret ve bilgelik kendine dürüstçe yürüyebilmekten geçiyormuş.. Ve ben işte bu yüzden en çok böyle insanlara güvenirim. Kendini sakınmayan, saklamayan, ön yargıları – sınırlı kapasiteleri ile başkalarını yaftalamayan cesur kadınlara ve cesur adamlara…

Kendini bilene de bilmeyene de şükürle..

Duygu Sayılgangil

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir