Dolunaylardan Yeniaylara

Kalbimizin gül bahçelerinden,dikenli bahçelere geçip oralara da gül dikmemizi isteyen bir boyutta yaşıyoruz. Sistem diyor ki, madem bir kere sevdin o zaman herşeyi de sevebilirsin. Peki bu o kadar kolay mı.. Sanmıyorum.. Sevgiye nokta kadar kötü duygu değdirmeden onu koruyabilmek kocaman bir niyet ve zorlu bir maraton..

Kalbimiz koca bir mahzen, bize tutsak olan duygular var bizim tutsak olduğumuz duygular var . Duygularınsa bunlardan hiç haberi yok. Demek beni istiyorsun diyor ve oturuyor baş köşeye.. Ta ki biz sen bana zarar veriyorsun sevgili duygu, evine git diyene kadar. Sahi kaçından haberdarız duygularımızın?

Sürekli bir dalgalanma durulma hali.. Gerildik bu aralar diyoruz cümlede dolunay geçince, içime güzel şeyler doğuyor derken bakıyoruz gökyüzüne; hilal… Peki kim kimi yönetiyor? Yukarıdaki gezegenler bizi bu kadar kolay mı etkiliyor yani, bizim muazzam yüksek benliğimiz varken.. Hakikaten kim büyük ?

 Ya da kapattık mı kulaklarımızı kalp sesine.. hani o gitme o yola küçüğüm, bak buradayım seni uyarıyorum dinle beni diyen o ses var ya.. Ya da tam tersi, daha iyisi yok, koş ve sakın arkana bakma diyen o ses.. Tanıdık geliyor değil mi?

Biz dünyaya gelirken elimize bir kod veriyorlar. Al bunu çöz, çözemezsen de canın sağolsun yeni bir kodla  yine yollayıveririz diyorlar 🙂  Bu koda kimi kader diyor, kimi doğum haritası, kimi alın yazısı..

Peki madem bir kod varsa, bu kodu çözersek bütün yazılımı sil baştan değiştirebilir miyiz? Bu yol benim yolum artık değil. Ben mis gibi yenisini yazarım bunun diyebilir miyiz birgün? Ya aslında tüm ipler bizim elimizdeyse ve gözlerimiz kapalıysa..

Bilemiyorum Altan Bilemiyorum..

*Her şey çok güzel olacak*

Esra Bıçakcı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir