Yeni Çağın Çocukları

yenicagincocuklarikitapHer anne – baba çocuğunun sağlıklı, neşeli, mutlu, başarılı, kolay iletişime giren, kendini rahat ifade edebilen, aklını en verimli şekilde kullanan, nazik, iyi kalpli, belli değerlere sahip olmasını arzu eder. Tüm bunların sağlanmasında ailenin payı büyüktür.

Konu çocuklar olunca aileler her şeyin “en iyisini” arzu ediyor. (Çok haklı olarak) Ancak bu en iyi kısmında bazen istemeden de olsa çocuklarımıza zarar verebiliyoruz.

Yeni bir çağdayız. Bilgiler sürekli yenileniyor. Artık kulaktan dolma bilgiler ile çocuk yetiştirmek, çağa uygun değil.

Küçük yaşlardan itibaren çocuğunuza nasıl davranmanız ve doğru iletişim kurabilmeniz için gerekli davranış modelleri ile yaşadığınız spesifik olaylara yeni bakış açıları geliştirmiş olmamız gerekiyor. Okula başlamak, (anaokulu ve ilkokul) çocuğunuzun yaşamında önemli bir başlangıç. Bu süreçte göstereceği davranışlara vereceğiniz tepkiler, onun okul hayatının en önemli dönemini oluşturuyor.

İlk kez yanında siz olmadan gireceği ortam küçük bir çocuk için önemli. Tanımadığı, bilmediği bir ortamda gününü geçirmek, takdir edersiniz ki kolay değil. Duygularını tam olarak açıklayamayan çocuk bunu farklı şekillerde ortaya koyar. Eminim ki, her Anne-Baba çocuğuna okul için duygusal bir hazırlık yapmaktadır. Ancak, çocuk bunun uygulama aşamasında beklemediğiniz tepkileri verir. Her sabah ağlayarak okula bırakılmak, olmadık her şeye ağlamak…vb.

Çocuklar iç dünyalarını ifade edemediklerinden, bunu farklı davranışlar ile dışa vururlar. Geceleri yalnız uyuyamamak, tuvaletini kaçırmak…Tüm bu davranışların temelinde kendi dünyasında oluşturduğu olumsuz bir inanç vardır. (Güvensizlik, öfke, ilgisizlik, sevilmediği düşüncesi, gibi)

Eve geldiğinde ellerini yıkamamak, yemeklerden sonra dişlerini fırçalamamak, yalnız başına oynamamak, kitap okumamak gibi davranışları ile sizden daha çok ilgi beklediklerini anlatmaya çalışıyor olabilirler.

“Her çığlık bir yardım çağrısıdır.”(Meltem Arıkan)

Yeni bir bakış açısına, olumlu ifadelere, oyunlara ve destekleyici sözlere ihtiyacımız var. Artık geleneksel anlayışla çocuk yetiştirmek bu ve benzer nedenlerle yetmiyor. Öncelikle anne ve babalar kendilerini yenileyebilmeli. Gelişen teknoloji ile gelişmeleri takip edebilmeli. Sürekli kendini geliştiren, kitap okuyan, araştıran anne ve babalar çocuklarına rol model oluyor.

“Biz nasıl büyüdük?”
“Aman bizim psikolojimizi düşünen mi vardı?”
“Annem o cahil haliyle üç çocuk büyütmüş, ne olacak yani”
“Şimdiki çocuklar doyumsuz. Suç ona yüz veren anne ve babalarda.”
“Babamın bakışı yeterdi. Şimdi çocuklarda korku nerde”
“Okumak insanın içinden geliyor, zorluyorum da ne oluyor? Aklı fikri oyunda.”

Bunlara benzer birçok cümle duymuşsunuzdur / söylemişsinizdir.

Elbette hepimiz bir şekilde yetiştirildik. Hepimize belli değerler verildi. Bunları kabul ediyorum. Ancak, artık günümüz, Daniel Pink’inde söylediği gibi “Bilgi ve Kavram Çağı” , güncellenmeyen bilgiler ile çocuklarımıza yeterli eğitimi veremeyiz.

Okul kitaplarına bakın. Öğrenme sistemi tamamen değişti. Bizim zamanımızdaymış, sayfa sayfa çubuk yapmalar.

Bilgiyi daha çabuk alıyorlar. Sistem farklılaştı ve yenilendi. Her türlü yeniliğe önce anne ve babaların açık olması gerekiyor.

Çocuklara bakın, birçok bilgiye sahipler. Küçük yaşlarından itibaren, bilgisayar / tablet başına geçip, sanki yıllardır kullanıyorlarmış gibi her şeyi kolaylıkla yapıyorlar. İstedikleri bilgilere / oyunlara ulaşmaları çok çabuk.

Bir çocuğun küçük yaşlardan itibaren, merak etmesi, araştırma yapması, derslerini çalışması, okuması, yeni bilgiler öğrenmesi elbette arzu ettiğimiz davranışlar. Hatta anne ve babalar bu konuda çocuklarını sürekli olarak desteklemeli.

bilgisayar-tabletvecocuk

Peki durumun tersi olursa ne oluyor?

Ders çalışmayan, sürekli bilgisayar / tablet başında ve tembel denilen bir çocuk ortaya çıkıyor.

Şimdi, ders çalışmak yerine oyun oynamayı tercih eden ya da bir türlü masa başında derse odaklanamayan çocuğunuza sesini yükseltip, aşındırıcı ifadeler kullandığınızı düşünün. “Yok ben yapmıyorum” diyebiliyorsanız ne mutlu size.

“Çabuk otur şuraya, bitecek bu ödev.”
“Hadi diyorum, hadi yazsana güzel çocuğum.”
“Bak bitir şu derslerini, sonra istediğin kadar oyna.”
“Otur diyorum!”

Bunlar yerine farklı bir tercih yapıp onunla birlikte oyun oynayabilirsiniz!!!

Evet siz de onunla oynayın. Oyuna ortak olun.

Burada anlatmak istediğim duruma uygun bir oyun oynanmalı.

Çocuğunuza şöyle dediğinizi düşünün;

“Şimdi sen öğretmensin. Ben okula yeni başladım. Bana bunların nasıl yazıldığını, okunduğunu öğretir misin?

Başka bir kağıtta siz deneyin. Hatta mahsustan bilerek yapamayın. Deneyin ve istediğinizi elde edinceye kadar denemekten vazgeçmeyeceğinizi söyleyin.” Güzel bir mesaj da vermiş olursunuz.

Bana bunun kolay olmadığını söylediğinizi duyar gibiyim.

Kabul ilk anda kolay olmayabilir. Denemeden bilemezsiniz. Ayrıca unutmayın ki, çocuk yetiştirmek büyük bir sabır ve tutarlılık gerektiriyor.

Aynı şeyleri deneyerek, sonucu değiştiremezsiniz. Kızarak, bağırarak, cezalandırarak çocuğunuzun ders çalışmasını belli bir süreye kadar sağlayabilirsiniz. Ancak sonrasında ders çalışmak çocuk için bir azap olacaktır. Zihninde oluşturacağınız ders çalışma onun okul hayatının önemli bir parçası halini alacaktır.

Önemli bir nokta da, ders çalışmak çocuğunuzun sorumluluğu sizin değil! Bu sorumluluğu ona vermek yerine, sorumluluğu üstlenmek çocuğunuza yapacağınız en büyük olumsuzluk.

Yanlış anlaşılma olmaması adına yinelemek istiyorum. Ders çalışmazsa bırakın öyle kalsın demiyorum. Ders çalışmasını sağlayın. Bunun için yöntemler geliştirin, deneyin. (Hatta bu yöntemleri bulamıyorsanız gelin birlikte bulalım.)

Çocuğunuza ders çalışma sorumluluğunu verin. Diğer türlü eğitim hayatı boyunca sizin zorunuzla, sizin sorumluluğunda ders çalışması belli noktadan sonra yok olacaktır diyorum.

Sevgiyle…
Nur Eda Kasap

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir